Çocuklarımızı kendi hallerine bıraktığımızda müthiş eğlenceli ve yaratıcı olabiliyorlar gerçekten...
Bu yıl;
"Ben annemle o kadar rahatım ki; arkadaşlarım eyvah bunu annem duymamalı derken, benim hiç aklıma gelmez öyle şeyler...Arkadaşlarımın, annem buna hayatta izin vermez dedikleri şeyleri ben hep yapabilirim. İyi ki doğdun anne" cümleleri hayatımda aldığım en güzel doğum günü hediyesiydi benim için.
Asya`yı bu cümleleri kurdurtan neler olabilir diye düşündüğümde, neleri yaptığımızdan ve yapmadığımızdan bahsetmek istedim; çocuklara yapılan davranışları gördükçe, canımın sıkıntısını birazcık olsun azaltmak için:
En en en önce sevmeyi-sevmemeyi tehdit olarak kullanmadık. Sevgi hep onundu, tüm koşulsuzluğuyla!
Beni çok üzüyorsun diyerek, üzüntümüzün sorumluluğunu onun küçük omuzlarına yüklemedik!
Hiçbir zaman ona, hava soğuk, üstüne bir şey al diye zorlamadık. Vücut bütünlüğüne ve kendisine saygı daha önemliydi bizim için, üşüyüp üşümemesinden.
Üşürsün hasta olursun da demedik. Hasta olmak güçlenmekti; tanışmaktı, anlamaktı kendini ve hayatı...Ve basitti, gelir ve giderdi...
Koşma düşersin asla demedik. Düşersen kalkarsın dedik!
Tabağını bitirmek zorundasın hiç demedik. Doyduysa bitmiştir. Bitsin zaten. Bizim uygun gördüğümüz her şeyi yemek zorundasın da demedik. Ben bunu sevmiyorum cümlesini, şu an canım bundan istemiyor cümlesiyle yumuşattık. Belki başka zaman ister, belki hiç istemez. Onun bedeniyle olan ilişkisine karışmadık.
Tanımadığı insanları öpmek ve tanımadığı insanlara öptürtmek zorunda bırakmadık, izin vermedik insanlara, damdan düşer gibi çocuğumuzun alanına girmesine, biz de girmedik. Öpsün amca, öpsün teyze ne olacak canım demedik. Kimsenin elini de öptürtmedik. Yaş aldıkça ve o olgunluğa geldikçe; insanlara nezaketli davranmaktan, merhaba, hoşçakal, nasılsınız demenin sadeliğinden ve güzelliğinden bahsettik...
Ödev yapmak, kitap okumak ZORUNDA bırakmadık. Okul da sistem de bunu dayatsa da! Orası bizim evimizdi, bize uymayan hiç bir şey oradan içeri giremezdi. Her şeyi, her ödevi , her durumu kendi süzgecimizden geçirdik hep beraber. Bazen reddettik dayatılanları, bazen ortak bambaşka çözümler bulduk, bazen de uyum sağladık. Ama hepsinin içindeydi Asya. Tepeden inme değildi hiçbir şey...Korkmadık da kötü notlardan, kazanılmama ihtimali olan sınavlardan. Hayat bu kadar dar alana sığdırılamayacak kadar geniş , olasılıklar sonsuz, hep bunun altını çizdik.
Ve biliyorum ki; hem kendiniz için hem çocuğunuz için; şu anı yok ederek, şu anı çalarak; belki "başarılı" olabilirsiniz, saman alevi gibi sönen coşkunluklar yaşayabilirsiniz, ama adına mutluluk diyemezsiniz. Mutluluk her anda ve şu anda ve hep var olan bir şey; onu geleceğe endeksleyemezsiniz.
Dar kılmayın şu güzelim dünyayı kendinize de çocuklarınıza da...Ve bozun tüm bildiğiniz ezberleri...İşte o zaman; sadece çocuklarımız değil, içimizdeki çocuklar da şenlenecek.
Ve işte o zaman içinde cıvıltısı bitmeyen yetişkinlerle bezenecek dünya....